Krallığın çok bilinmeyen ama keşfedecek birçok ulusal parkı, koyları, gelgitle şekillenen okyanus kıyıları, küçük kasabaları, büyük şehirleri, kendine özgü bir tarzı ve farklı bir dili olan Galler’e gitmeden önce adının Galler Prensesi Diana ile anılması dışında çok şey bilmiyordum. Bu seyahatimde sadece küçük bir bölümünü gezmiş olsam da, biraz da okuyarak ülkenin genel coğrafya ve tarihiyle ilgili az da olsa bilgi sahibi oldum. Burada uzun uzun bahsetmeyeceğim ama ülkede farklı bir dil konuşulması, tüm uyarı tabelalarının, resmi yazışmaların, yer isimlerinin ve adreslerin her iki dilde de yazıldığını söylemeden geçemeyeceğim. İngilizce’den tamamen farklı, hatta hiç çağrıştırmayan, birçok sessiz harfin yan yana kullanıldığı ve kulağa çok başka gelene bir telaffuzu var.

Başkent ve en büyük kenti olan Cardiff’e Bristol’den iki köprü ile ulaşılıyor. Cardiftee’ten önce gene büyük sayılabilecek Newport var. Ben Swansea’ye gittim ve arkadaşım Kemal’de kaldım.

Swansea:

Swansea küçük ve nezih bir kent. Daha çok doğa yürüyüşü, kampçılık, karavan turizmi, olta balıkçılığı, kuş gözlemi, sörf ve kite sörfle uğraşan yerli turistler alıyor.

 

 

Gower Peninsula Ulusal Parkı:

  • Rhossili Plajı:

    Gelgitle beraber karadan yüzlerce metre çekilen deniz, geride yürüyüşçülerin, sörfçülerin, kampçıların ve hatta yamaç paraşütü pilotlarının kullanabileceği uçsuz bucaksız bir plaj bırakıyor. Ayrıca denizin çekilmesiyle ortaya çıkan Helvetia batığı da fotoğrafçı ve ziyaretçilerin uğrak yeri.

    Yarımadada aynı zamanda dik yamaçlar, harika yürüyüş parkurları fiyatları oldukça cazip ve manzarası muhteşem olan birkaç kafe ve restoran var. Yarımada’nın en uç noktasında eski bir gözetleme istasyonu var. Gelgit saatlerini gösteren uyarı tabelalarına rağmen, denizin yükselme hızını tahmin edemeyen bazı yürüyüşçüler kendilerini aslında bir yarımada olan ama bir anda adaya dönüşen bir kayalıkta bulabiliyormuş. İstasyonun 2 çalışanı sürekli görev başında.

     

     

  • Oxwich ve Three Cilffs Bay:

    Gelgite’e göre şekillenen plajlar ve yürüyüş parkurlarında yürürken kendinizi huzurlu ve el değimemiş bir coğrafyanın ortasında hissediyorsunuz. Kalabalıktan uzak bu sakin plajlarda sizin gibi insanlarla karşılaşıp, sohbet etmek sıradan bir davranış.

    Three Cliffs adını, altında, geçebileceğiniz bir oyuk olan tek parça bir kaya bloğunun üzerinde yükselen üç sivri yamaçtan almış. Oraya ulaşabilmek için, araç giden son noktadan sonra bir nehir boyunda 1 km’lik bir orman yürüyüşü ve sonra 1 km daha kumda yürümeniz, sonra ayakkabı ve çoraplarınızı çıkararak iki dereyi geçmeniz gerekiyor. Ama bundan daha da önce denizin çekilmiş olması şart tabi. Yürüyüş yolu üzerinde Pennard Castle harabesi de gezilebilir.

     

  • The Mumbles Pier: 

Victoria dönemine ait olan iskelenin üzerinde cankurtaran botu kulübesi ve bu botların hızlı bir şekilde denize inmesini sağlayan bir rampa var. Gel-git zamanı ve sert hava koşullarında zor durumda kalan teknelerin ve insanların yardımına koşan personel her an görev başında. Gallerde hava adanın geri kalanında olduğu gibi genellikle yağmurlu, hatta burası okuyanustan gelen hava hareketlerine doğrudan maruz kaldığı için genellikle sert rüzgarların ve kabarık dalgaların yaşandığı bir bölge. Yarımadanın bu bölgesindeki tüm koylar birbirine yürüyüş yollarıyla bağlı, bu yüzden her hava koşulunda yürüyen insanları görmek mümkün.