İlk kez 2007 yılında bir eğitim programı için gittiğim İrlanda’da Dublin ve güneybatıda Wexford şehirlerini gezme imkanını bulmuştum. Dublin’e bu sefer sadrce 1 günlüğüne gittim ama sadece birkaç saat kalabildim. Dolayısı ile son Dublin gezim, bir ülkede gezmek için geçirdiğim en kısa ziyaret oldu. Havaalanından çıkıp, şehirde birkaç tarihi mekânı panaromik olarak gezip, birkaç bar, ki bunlardan ikisinde canlı İrlanda müziği dinlemek, geleneksel İrlanda dansı seyretmek ve birşeyler içmek de dahil, çevre gezisi yaptıktan sonra, yemek yiyip, biraz uyuyup tekrar havaalanına dönüşüm sadece 6 saat sürdü. Arkadaşım Gönül, uçaktan indiğim andan itibaren beni yalnız bırakmadı. Onun sayesinde kısacık ama hızlı ve dolu dolu geçen bir gezi oldu.

Soru: Peki insan 6 saat için bir ülkeye neden gider?

Cevap: 10-20 Ağustos 2017 tarihleri arasında İngilter, Galler ve İskoçyayı kapsayan bu gezi için gidiş dönüş uçak biletimi Londra’ya aldım. Gezinin sonunda Manchester’dan Londra’ya tekrar dönüş imkanlarını araştırıyordum. Uçağım çok erken saatte olduğu için en ucuz yöntem olan otobüs, saatler açısından mümkün değildi. Ya erken gidip bir otelde kalmalıydım, ya da trenle gidip Lonrda’dan ayrıca havaalanına transfer yapmalıydım. Her iki koşulda da Manchester’dan Londra Gatwick havaalanına ulaşım için minimum fiyat 80-100 pound arası tutuyordu. Çözüm; Manchester- Dublin Rynair 16 pound + Dublin – Londra Gatwick havalimanı 16 pound. Eski bir arkadaşla sohbet, canlı İrlanda müziği, Dublin’de sucuklu yumurta, beyaz peynir ve çay paha biçilmez.

Soru 2: Peki neden sadece 6 saat?

Cevap: Aslında plan 12 saatti ve içinde Trinity College, Guinness Factory (neyse ki daha önce gitmiştim), James Joyce’un evi de olan kısa bir Dublin turuydu. Bunlardan en çok Trinity College ve Book of Kells’i kaçırdığıma üzülüyorum. Neyse, tekrar gitmem için bir sebep daha:))) Gelelim asıl cevaba. Manchester havaalanında güvenlik ve pasaport kontrolünden geçtikten sonra, uçağın kapısında görevli Hintli bayan pasaportumda vize olmadığını ve beni uçağa alamayacağını söyledi, ona pasaportumun vizeye tabi olmadığını, gerekli olan geçerli UK  vizesinin olduğunu, bir yetkiliyi aramasını söyledim. Aradı. Ama telefondaki kişi de durumu anlamaya çalışan sorular sorunca ona pasaportumda Special Passport yazdığını, diğer Avrupa birliği ülkelerine vizesiz girebildiğimi, pasaportumun sayfalarının güncel birçok giriş mührü ile dolu olduğunu söylemesini istedim. Telefondaki kişinin de durumu çok anlamadığı belliydi. İkinci bir kişiyi, süpervizörünü falan aramasını, ikinci bir kontrol yapmasını istedim ama reddetti. sizi uçağa alamam deyip kapıyı kapattı. Uçak gitti, ben kaldım. Evrakları toplayıp oradan ayrılırken kolundan tuttum, benimle geleceksin dedim. Önce reddetti ama ben sinirlenince tamam dedi. Yetkili kişinin yanına gidiyoruz dedim. Gittiğimiz ofiste iki kişi vardı, durumu ben anlattım. Pasaportuma baktılar, sorun yok. Gidebilirdi dediler. Şaka gibi. Yetkili bir bayan beni neden aramadın dedi bizim Hintliye. Yanlış kişiyi aramış maalesef. Özür dileyerek bana ilk uçağa bilet verdiler. 6 saat sonraya. Bizim 6 saat, işine hakim olmayan, dikkatsiz, işini sevmeyen, problem çözme beceri olmayan bir hava yolu çalışanı sayesinde buharlaşmış oldu böylece. Çok kısaca anlattığım bu süreç, önce benim açımdan, hata anlaşıldıktan sonra da onların açısından gayet sancılı geçti aslında. Detaylara çok değinmedim.

Dublin’de görülebilecek yerler:

  • The Spire: O’Connell caddesi üzerindeki The Spire, 120 m yüksekliğinde, paslanmaz çelikten inşa edilmiş gök yüzüne doğru uzanan bir iğneye benziyor. Anıt yapının taban çapı 3m, en üst kısmı 15 cm imiş. Güçlü rüzgarlarda en üst nokta yaklaşık 1,5 m esneye biliyormuş.

     

  • Trinity College.DSC09101
  • Guinness Storehouse: Guinness bira fabrikası ve müzesi.

     

    Wexford:

Wexford oldukça küçük ve tipik bir İrlanda kenti. Gezinin içeriği eğitim olduğu için kısa çevre turları hariç, dışarıda çok fazla zaman geçirme fırsatı bulamadım. Ama Jhonstown Castle ve Irish Agricultural Museum and Famine Exhibition görmeye değer yerlerdi.

Jhonstown kalesi 12. yüzyılda yapılmış ve 19. yüzyılda yenilenerek bu günkü halini almış bir kültür mirası. Kale özel bir mülk olmasına rağmen aynı zamanda bir müze. Binayı, surlar içindeki tasarım harikası bahçeyi ve göl kenarını gezebiliyorsunuz.  Irish Agricultural Museum and Famine Exhibition (Tarım ve Kıtlık müzesi) İrlandan’nın tarım  tarihi ve özellikle Büyük Patates Kıtlığı zamanı ile ilgili biligi alablileceğiniz oldukça ilginç bir müze.

 

  • Irlanda Büyük Patates Kıtlığı:

Patates kıtlığı İrlanda tarihinin önemli bir bölümünü kapsıyor ve bugünkü İrlanda Cumhuriyeti’nin şekillenmesinde rol oynamış bir dönem. Kıtlık döneminden önce de halkın büyük bölümü genellikle tek odalı evlerde, evin en önemli bireyi olan bir domuzla birlikte, bahçelerinde 3-5 m kare patates dikmelerine izin verilmiş bir şekilde zaten yoksul bir yaşam sürerken, tarımsal bir salgın hastalık sonucu patates üretiminin de tükenmesiyle açlıktan ve hastalıktan ölmeye başlamışlar. Tek çareleri göç etmek olan Irlandalıların bir çoğunun çaresiz bir şekilde ya kötü şartlarda genelde Amerika’ya ve başka ülkelere gittiği, ya da yolda öldüğü söyleniyoryor. Günümüzde de İrlanda dışında yaşayan İrlandalıların sayısının, ülkede yaşayanlardan daha fazla olduğu biliniyor.

 

İlginç bir not: Patates kıtlığı döneminde bizi de ilgilendiren ama az bilenen bir olayı müzedeki rehberden öğrendim.  Kıtlık döneminde Irlandalılara yardım eden tek ülke Osmanlıymış. Sultan Abdülmecit 10.000 pound para ve 5 gemi dolusu gıda yardımında bulunmak istemiş  ancak yardım Kraliçe Victoria tarafından 1000 pound olarak kısıtlanmış çünkü kraliçenin kendisi zaten sadece 2000 pound yardım göndermiş, gemiler de engellenmeye çalışılmış ancak  denizcilerimiz ambargoyu delerek Drogheda limanına ulaşmayı başarmış. Tüm engellemelere rağmen Türk denizciler yasaklanan 10.000 pound da dahil tüm yardımı zor durumdaki İrlanda halkına ulaştırmışlar. 10.000 poundun günümüzdeki karşılığı 800.000 pound (3,6 milyon TL).

Hikaye aslında daha uzun ama ben sadece bir kısmını anlattım. Bu hikayeyi anlatan müze görevlisi, İrlanda halkının Türklere olan minnet borcunu unutmadığını söylerken bunu gerçekten gözlerinden ve ses tonundan anlıyordunuz.