Bu yazıda 2014 yazında Leyal’le yaptığımız Kaçkar tırmanışı ve Doğu Karadeniz gezimizi anlatacağım. IMG_7495

Temmuzun ilk haftası 6 günlük maceramız, Trabzon Havaalanı’nda başladı. Uçaktan iner inmez önceden kiraladığımız araçla, önce Ayder’e, oradan da Yukarı Kavrun’a ulaştık. Ayder’den sonra yol tamamen toprak ve taşlık. Oldukça yavaş ve zorlu şekilde ulaştığımız Kavrun’da arabayı park edip indikten sonra, daha iyi bir park yeri için arabaya tekrar bindim ama çalışmadı. Gösterge panelindeki hata uyarısı, otomatik vites hatası gösteriyordu. Anahtarı, önüne park ettiğimiz Şahin Kafe’ye bıraktık ve biraz dinlendikten sonra Kaçkar zirve için yola çıktık.

Burada anlatmadan geçemeyeceğim, tırmanıştan döndükten sonra öğrendiğimiz, Karadeniz’e özgü eğlenceli bir durum söz konusu olmuş. Araç bozulunca kiralama şirketini arayıp durumu anlatmıştık. Bize anahtarı bırakmamızı, arabayı alacaklarını ve bize yeni bir araç göndereceklerini söylediler. Öyle de yapmışlar, ama önce şöyle olmuş. Kurtarıcı yaylaya çıkmış ve gördüğü ilk arabayı yükleyip dönüşe geçmiş. Plakasına bakmadan:))). Neyse ki arabanın sahibi fark etmiş ve fazla uzaklaşmadan arabasını kurtarıcıdan kurtarabilmiş.

Kaçkar zirve tırmanışı için Yukarı Kavrun Yaylası araçla ulaşabileceğiniz son nokta. Yayladan sonra, ilk olarak Kaçkar’ın eteğindeki ana kamp alanı olan Öküz Yatağına ulaşmanız gerekiyor. Bunun için Kavrun’dan başlayan ve tamamı tırmanış olan; sırtınızda kamp yükü ile 5 km’lik bir yürüyüş gerekiyor. Muhteşem bir manzara eşliğinde, sağınızda ihtişamlı gürültüsü ile size eşlik eden bir nehirle, oralara daha yeni gelmiş baharın tazeliği içinde, bin bir renkli çiçeklerin halı gibi süslediği çayırlardan, yer yer 5 m sonrasını bile göremediğiniz sisin içinden yürüyerek tırmanıyorsunuz.

Yürürken önce birkaç yaylacı sonra da 10 kişilik bir İspanyol grupla karşılaştık. Durup biraz sohbet ettik. Neredeyse tüm yürüyüş sis içinde gerçekleşti. Neyse ki daha önceden GPS’e indirdiğim patikayı takip ettik ve kaybolmadık. Çünkü Kaçkar’a çıkmak istiyorsanız ya yolu bilen bir rehberle gitmelisiniz ya da GPS kullanmalısınız. Rota üzerinde yer yer taş babalar (üst üste konulmuş taş yığınları) ya da boya ile işaretlenmiş kayalar var ama görüş açısı kısıtlıyken, bir sonraki işareti kolaylıkla kaybedip başka bir yöne yürümeniz çok olası.

Yaklaşık 4 saatlik bir yürüyüşün ardından önce Kapıya ulaştık. Kapı; öküzlerin yaylaya inmesini engelleyen taş bir duvar aslında. Öküz yatağı, yaylada yaşayanların, öküzleri yazın çıkardığı Kaçkar’ın eteklerinde geniş bir düzlük. Hayvanların aşağıya inebilecekleri tek bir yer var ve oraya taştan bir duvar örmüşler. Onun dışında zaten her yer doğal engel. Öküzler bütün yaz o bölgede yaşıyor. Kapıyı geçip öküz yatağına doğru yürürken sisin arasından Kaçka’ın ihtişamlı zirvesi kendini gösterdi. Önce sis dağılıyor sandık ama yürürken fark ettik ki aslında irtifamızdan dolayı sisin üstüne çıkmaya başlamışız. Sis aşağılarda vadiyi doldurmaya devam ediyordu. Sisin içinde tırmanırken insan 5 saatten sonra çok yükseldim diye düşünüyor ama Kafamızı kaldırıp Kaçkar’ın zirvesini görünce aslında ne kadar aşağılarda ve ne kadar küçük olduğumuzu anladık.

Öküz yatağına vardığımızda güneşin son ışıkları Kaçkar’ın karlı ve kayalık zirvelerini kızıla boyuyordu. Unutulmaz bir görüntü. Durup dakikalarca seyrettik. Kamp yerini belirleyip çadırımızı kurduk ve sonrası yemek ve sonraki gün yapılacak zirve tırmanışı için dinlenme.

Kaçkar’da kalırken unutamadığım bir an var. O anla ilgili çektiğim tek fotoğraf, lensi gözlerim olan ve tek kopyası sadece zihnimde bulunan bir fotoğraf. Gece saat 3 civarı tuvalet için uykulu gözlerle çadırdan çıktım. Buz gibi bir hava vardı. Çadıra dönerken biraz ayılmıştım ve kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım. İnanılmazdı. Hayatım boyunca o kadar çok yıldızı bir arada görmedim. Ay yoktu ama yıldızların ışıltısı yaylayı aydınlatıyordu sanki. Ayrıca gökyüzünün aslında siyah olmadığını, rengarenk bir evernin içinde asılı durduğumuzu hissettim. Kaçkar’ın siluetini, önünde durarak kapattığı yıldız denizinden dolayı görebiliyordum. Buz gibi havaya rağmen,  titreyerek dakikalarca seyrettim gökyüzünü. Muhteşemdi.

Sabah olunca, kahvaltıdan sonra sırt çantalarımızı hazırlayıp, zirve yürüyüşüne başladık. Önümüzde tırmanmamız gereken 3000 m daha var. Burası artık yaylanın yeşil zemininin bittiği ve çarşak üzerinde, kayalık ve kar zeminde yürünmesi gerek bir parkur. Yaklaşık 1 saatlik bir yürüyüşün ardından zirveye giden son sırta varmak üzereyken, yukarıdan gelen yalnız bir dağcıyı gördük uzakta. Yanımıza geldi ve aslında bir tırmanış rehberi olduğunu öğrendik. Dağın Yusufeli tarafından, Dilberdüzü rotasından geliyordu. Yani dağı güneyden kuzeye geçiyordu. Zorlu bir rota. Zirve yapamadığını, rotanın karlı ve buzlu olduğunu, teknik tırmanış gerektiğini söyledi. Zaten aşağıda karşılaştığımız İspanyollar da aynı şeyi söylemişti. Bu yüzden zirve planını iptal edip Kaçkar’ın görsel şenliğinin tadına varmaya karar verdik. Öğleden sonra kampa dönüp dinlendik.

Kaçkar’da, onlarca zirve, vadi, buzul, buzul gölleri, nehirler, şelaleler ve birçok yaylayı biri birine bağlayan trekking rotaları  mevcut. Yıllardır gelip her seferinde farklı tecrübeler yaşayan insanlar ve hala açılmamış rotalar var.  Gidenlerin mutlaka tekrar geleceğim dediği, göremeyenler için üzüldüğü türden bir coğrafya.

Tüm tırmanış boyunca kızım Leyal, 11 yaşında bir kızın gösterebileceği en yüksek performansı gösterdi. Kendi malzemelerini kendisi taşıdı, GPS kullandı, kampa ve yemeklere yardım etti ve harika fotoğraflar çekti. Çok yoruldu ama hep mutluydu. Onun enerjisi bana güç verdi. Onunla her yere gidebileceğimi bana kanıtladı. Birlikte Kaçkar’a çıkmak, hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriydi.

3. gün kampı toplayıp Kavrun’a indik. Şahin Kafe, tırmanışa gelen dağcı ve yürüyüşçülerin uğrak ve dinlenme noktası. Çayınızı odun ateşi eşliğinde yudumlayıp, mıhlama yiyebilirsiniz. Kafenin arkasında kendi kamp alanı da var. Herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor.

4. gün sabahı Ayder’e indik ve burada küçük bir yayla evinde 2 gece kaldık. Bu süre boyunca bölgede bulunan Zilkale, Çamlıhemşin, Şenyuva, Sumela Manastırı, Palovit Şelalesi, Aygır Gölü ve Uzungöl’ü gezdik. Bu yazımın konusu Kaçkar tırmanışı olduğu için, gördüğümüz diğer yerleri ayrı ayrı anlatmayacağım ama her biri sahip olduğumuz önemli değerlerden birisi. Hepsi görmeye değer ve hepsi bambaşka güzellikte. Ama Sumela Manastırının muhteşem ve paha biçilmez fresklerinin insanlarımız tarafından nasıl acımasızca mahfedildiğini ve Uzungöl gibi doğanın bize armağanı olan bir değerin nasıl bu kadar hoyratça kullanıldığını görmenin içimi acıttığını söylemeden edemeyeceğim. Yok olmadan görülmesi gereken yerler. Aygır Gölü tıranışı bambaşka bir maceraydı ama hem telefonumun hem de fotoğraf makinesinin şarjı bittiği için fotoğraf çekemedim. Tekrar gitmem gerekecek. 3000 m’deki bu gölün kenarında bir çadırın içine çadır kurup geceyi öyle geçirdik.

Ayder:

Çamlıhemşin:

Zilkale:

Polovit Şelalesi:

Şenyuva Köyü:

Sumela Manastırı:

Uzungöl:

Yolkıyı Köyü Karadeniz Konakları:

Çay ve fındık:

Trabzon:

Yolculuğumuz, altı gün sonra başladığı Trabzon havalimanında sona erdi. Tabi ki öncesinde şehir merkezinde pastırmalı pide yedikten sonra.