Yıllardır hayalini kurduğum ve aylardır planladığım Sibirya Ekspresi ile Çin’e kadar sürecek yolculuğum yarın sabah başlıyor. 19 Haziran günü saat 08.30’da evden çıkacağım. Tekrar ne zaman döneceğim, nereleri görüp kimlerle karşılaşacağım, nerelerde kalacağım, neler yiyip, nelerin fotoğrafını çekeceğim, Ben de merak ediyorum.

19 Haziran, 2018 Sali

Sabah 08 30’da evden çıktım ve 9 feribotuyla Pendik’e gecerek takasi ile havaalanina ulastim. Bu arada Pendik ido’daki otobüs dudağını kaldırıp yüzlerce metre geriye taşımışlar. Gelişmiş ülkelerde bu tür bağlantı noktaları cok yakındır. Taksicilerin parmağı olduğunu düşünüyorum, zira o duraktaki bütün taksilerin bagajinda bir kamyon (abarttım) lastiği var. 2 valizden fazlasi sığmasın diye.

Ucak zamaninda kalkti ve 15.30’da indi. Moskova’ya hoş geldim. Saat 16.18 ve havaalanindan cikip, sehir merkezine giden trene biletimi alip bir banka oturdum. Tren 40dk sonra. Ilk izlenimim kendimle ilgili. Daha once bircok ulkeye gittim ama ilk defa kendimi yabanci gibi hissediyorum. Tek sebep alfabe. Tren biletimi sorunsuz aldim cünkü Sergey yardim etti. Sergey ailesini Fethiye’de birakip eve bir hafta erken dönen bir Rus. Ucakta yanima oturdu ve ucus boyunca sohbet ettik. Havaalanindan merkeze 2 tren var. Aeroexpress hizli tren 500 RB ve Standart tren 132 RB. Ben yavas gitmeyi tercih ettim. Express 25 dk, yavas olan tren 45 dk’da gidiyor. Biletler, gişeden, pos makinesiyle dolaşan memurlardan ya da makinelerden alınabiliyor.

Trenden inip doğruca Facebook’tan iletisime gectigimiz Ali’nin calistigi restorana gittim. Beer&Grill. Sağ olsun beni bekliyormuş. Cantayi birakip onun işten çıkacağı saat olan 24.00’de dönmek üzere oradan ayrıldım. Ali, simdiye kadar tanıştığım en sıra dışı adamlardan biri. Hedefleri, hayalleri olan, ve bunlara ulasmak icin emek harcayan, araştıran, kendini geliştirilen, yeniliğe açik, çalışkan ve aranan bir şef. Turkiye’nin en ünlü restoranlarında çalışmış olmanın yaninda bircok yurtdışı tecrubesi de var. Moskova’ya da bu yüzden gelmiş. Yeni açılan lüks bir et lokantasında sistemi kurup eğitim vermek icin burada. O da gezgin ruhlu. Dunyayi gezip ayni zamanada mesleki açıdan da kendini gelistirmek istiyor. Yapacak da. Hepsinden öte, sıcak kanlı, samimi ve harika bir insan. Kendisine buradan teşekkür ediyorum. Umarım hayalini kurduğu gibi bir hayat yaşar.

Ali’nin yanindan ayrıldıktan sonra ilk hedefim olan Kızıl meydan yuruyerek 20 dk. Meydani dezip, bolca fotograf ve video çektikten sonra, Nikolskaya caddesine girdim. Dunya kupasi Kızıl Meydan dahil bircok caddeyi parti alanina dönüştürmüş. Nikolskaya da oyleydi. Canlı müzikler ve gösteriler yol boyunca harika bir sekilde ışıklandırılmış caddeyi tamamliyor. Caddedeki Gum alışverişi merkezi ve kapali pazar yeri de gormeye deger.

Bütün gün sehri gezip aksam Ali ile bulustuktan sonra eve geldik. Saatler süren sohbetin ardından Ali yatagini bana verdi. Israr etmeme ragmen zaten oldukca rahat görünen kanepede uyamam izin vermedi. Birbirimize iyi geceler diledigimizde, hava coktan agarmisti.

Bakalim yarin nasil olacak.

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

–>

<!–

20 Haziran 2018, Çarşamba

Sabah Ali ile kahvelerimzi içip 10 gibi evden ayrıldık. Metrodan Smolenskaya durağında indik, Ali iş yerine ben Eski Arbat caddesine. Bu cadde bizdeki Istiklal caddes gibi. Hard Rock Cafe de dahil, birçok güzel mekan var.

Caddenin diger ucundaki istasyondan aldığım biletle, Nazım Hikmet’in mezarının bulunduğu Novodevichy mezarlığına gitmek için metroya bindim. En yakin durak olan Sportivnaya’da inip yürümeye başladım. Durak ayni zamanda Stada da bağlantı sağlıyor ve bugün Fas Portekiz’le oynuyor. Hatta şu anda Portekiz 1-0 önde. (Bu yazıyı St. Petersburg için havaalanına giden otobüsten yazıyorum) Sportivnaya durağı çevresi ve stad girişi ınanılmaz kalabalikti. Tam bir festival havasi.

Kalabaligin arasından geçip, birkac fotoğraf ve video çektikten sonra, mezarliga ulastim. Nazım Hikmet’in mezarını bulmam zor olmadi. Kapıya en fazla 100 m mesafede, soldan 3. sapak, tam karşıda.

Mezarın başına gittiğimde duygularıma hakim olamadim. Benden önce gidenler birkaç demet çiçek, kapağında Nazım olan bir dergj ve bir Türk bayrağı koymuslar. Bayrak rüzgardan düşmüştü, onu duzelttim. Vera’nın mezar taşı da hemen orada. Yerdeki derginin üzerindeki dizeleri okuyup duygulanmamak mümkün degil. ” Seni düşünmek güzel şey, Ümitli şey.”

Mezarlıktan ayrılıp aynı yoldan geri dönerek stadı da geçip Moskova nehrine kadar yürüdüm. Novoandreevsky köprüsünü geçip nehirin doğu yakasından Gorki Park’a yürüdüm. Yürüyüş yaklasik 1 saat sürüyor ama değer. Gorki parka girerken Scorpions’un Wind of Change parçası mırıldanmamak olmazdı tabi. Kimse duymasa da o şarkıyı orada soylemek cok güzeldi. Parkin içinde yürüyüş yolları, havuzlar, şezlonglar, dinlenme alanları ve hatta bir plaj var.

Şu anda havalanindayim ve St. Petersburg ucagini bekliyorum. 18.20’de kalkiyor. Yol 1 saat.

21 Haziran

Kaldığım hostel merkeze oldukca yakın. Istasyonda inip hostele doğru giderken hostelden sadece bir sokak önce Raskolnikov’a ait küçük bir anıtın da yanından gectim. Hostele bir gece icin 1500 Ruble (gecelik 55TL) ödedim. Kahvalt ıdahil ve oldukca uygun.

Temiz ve güvenli bir işletme. Dün check in sırasında resepsiyonda çalışan yaşlı bayanla sohbet ettik. 2 ay önce oğluyla tatil için Istanbul’a gelmişler. Anlata anlata bitiremedi. Ben de St Petersburla ilgili tavsiye istedim. Nerede yemek yediğin sordum. Bugün kahvaltıda yanima geldi ve mesaisinin bittigini, istersem bana birkac yer gösterebilecegini söyledi. 24 saat çalıştıktan sonra dinlenme zaninda boyle bir teklif gerçekten çok ince. Bana 2 saatlik bir sehir turu yaptırdı. Zorla artık gidip dinlenmesi konusunda ikna etmesem daha devam edecekti. Kazan Katedrali, Pushkin’in evi, Voskresenia muzesi ve Hermitage müzesi. Ondan ayrildiktan sonra Nevsky Prospect’e gittim. Burasi sehrin en geniş bulvari. Bankalar, ünlü magazalar ve restoranlar var. Sehirde birkac sıra iç içe yarim daireler seklinde kanallar ve bu kanallarin üzerinde köprüler bulunuyor.

Hermitage muzesinin onundeki Palace Square yarin gece duzenlenecek olan Scarlet Sails (Kirmizi Yelkenler) festivali icin kapagilacak. Bugun konser alani hazırlanıyor. Devasa buyuklukte 3 sahne ve inanilmaz ses ve ışık sistemleri kuruluyor. Sehirde her kademeden egitim kurumundan mezun olan ogrenci ve onlarin aileleriyle ogretmenlerinin katılacağı çok büyük bir kutlama olacak. Festival alanina sadece davetlilier alınıyormuş. 80.000 katılımcı bekleniyor.

Mikhailovsky Garden parkında gezerken, uzaktan gelen müzik sesine doğru gittim. Dünya kupasi için taraftar festival alanı yapmışlar. Güvenlik kontrolünden geçtikten sonra içlerdesiniz. 3 adet dev ekranda maçlar canlı veriliyor. Aralarda konserler ve şovlar var. Dunyanin her tarafindan gelen taraftarlar bir arada.

Biraz yagmur yagdi ve ben de yorulduğum icin kendimi bir süreliğine hostesle attim. Dinlenip tekrar çıkacağım. Bu arada hostele dönerken bir markete ugra9yip yarin aksam başlayacak ve günlerce sürecek olan tren yolculuğum sirasinda neler yiyebilecegimi denemek için biraz alışveriş yaptim. Bu günkü menüde dana etli patates püresi ve gene dana etli ve sebzeli erişte vardı. Gayet guzeldi. Listeye aldim.

Gece 11de tekrar hostelden çıkıp The Palace Bride (Saray Köprüsü) açılış törenine gittim. Köprü her gece saat 01.10’da açılıyor ama görsel şölen 12’den itibaren basliyor. Yüksek müzik eşliğinde Işık ve alev gösterilerinin arasindan Scarlet (Kirmizi yelkenli) çıkıp geliyor. Her gece binlerce kişi bu gösteriyi seyretmek için buraya geliyor.

22 Haziran

Bugun kalkıp, kahvaltımı yaptıktan sonra Dostoyevski Müzesine gitmek üzere hostelsen ayrıldım. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşün ardından müzenin olduğu sokağa vardım. Navigasyon göre müzenin önünde duruyordun ama müzeye benzer bir yer görünmüyordu. Ihtişamlı ve kocaman tabelalı bir müze beklerken, mutevazi ve birkac merdivenle inilen ahşap bir kapıdaki küçük tablayı gördüm. Içeride 2 yaşlı teyzeden birisi bilet kesiyor, digeri de portmantoya bakıyor. Onlardan biraz daha yas6li bir amca ise güvenliği sağlıyor. Muhtemelen üçü de Dostoyevski ile tanışıyordur. Bina aynı zamanda Dostoyevski’nin bir dönem yaşadığı ev. 2 katli müzeyi gezmek icin yarim saat yeterli. Giriş ücreti 250 Ruble (18 TL). Audio guide isterseniz 250 Ruble de onun icin. Müzede yazarın kişisel eşyaları, eserlerinden örnekler, bazı orijinal metinler, fotoğraflar ve mobilyalar var.


Müzeden çıktıktan sonra, dün göremediğin dünyanın en ünlü müzelerinden Hermitage müzesine gitmek icin metroya bindim. Birkac durak gidip müzenin durağında indim. Çıkışa doğru yürüken bütün taraftarların benim indigim trene bindigini görüp bir anda fikir değiştirdim ve bir sonraki trene herkesle beraber ben de atladım. Hep beraber stadın olduğu durakta indik. Berzliya-Costa Rica maçı var. Tam bir şenlik. Brezilya taraftarı kesinlikle çılgın. Nasıl eğleniyorlar. Taraftarlara stada kadar eşlik edip, içeri girdiklerinden emin olduktan sonra tekrar metroya ve oradan da müzeye. Bu arada taraftarlarla beraber yaklasik 2 saat geçirdim ama nasil geçti anlamadim.


Müzeye geldim ve bilet almak icin avluya girdim. Iki inanilmaz kuyruk vardi. Vazgecmek üzereydim ki, bir görevliyle başka bilet alabileceğim bir yer var mi diye sordum. Kenarda duran makineleri gösterdi. 4 dk sonra müzedeydim. Bilet 700 Ruble (52 TL) ve kesinlikle değer. Ama içeride şaşkına dönüp, neler gördüğünü anlamadan çıkmamak için biraz araştırarak gitmek lazim. Ben, Türk-Moğol tarihi bölümü ile, Leonardo, Michaelangelo, Rembrandt, Van Gogh ve Picasso’nun eserlerinin olduğu bölümleri dolastim. Diger galerileri neredeyse koşarak geçtim. Ama yol üstünde çok popüler olan, önünde insanların fotoğraf cektirebilmek için izdiham oluşturduğu bazı eserleri ben de fotoğrafladım. Sanatın ya da tarihin hiçbir dalı ile ilgilenmiyorsanız bile, müze kesinlikle görmeye deger. Etkiliyici, ihtişamlı, estetik, renkli, modern ve büyük bir yapi.


Müzeden çıktıktan sonra hostele geri döndüm. Biraz dinlenip, eşyalarımı alıp, akşam düzenlenecek olan Scarlet Sails festivalinin açılış törenini izledikten sonra trene gidecegim. Trenim 00.16’da. Sabah 9.36’da Moscova’da olacagim. Sibirya ekspresi baslıyoooooor!!!

–>