3 temmuz sabahı, saat 7.30 da Moğolistan’dan Çin’e girdik. Daha doğrusu Cağlar girdi, ben kaldım. Almadılar beni. Caglar’da Avusturya pasaportu ve içinde de kapı gibi vizesi var. Bende yeşil pasaport var ama vize yok. Pasaport kuyruğunda yarım saat beklendikten sonra hemen önümdeki Çağlar gecit, sıra bana geldi. Memur pasaportumu alıp inceledi ve telefonlara bir yeri aradı. Iki memu gelip beni daha rutbeli oldukları belli olan polislerin olduğu bir ofise götürdüler. Yüzlerce sorudan ve her iki çantamı aradiktan sonra fotoğraf makinemdeki fotograflara ve telefonumun şifresini açtırıp albümlere baktiktan sonra beklememi soylediler. Ciddi anlamda gerildim. Bu arada odadan cikmama izin vermedikleri için Caglar’la da iletişimimiz koptu. Mogolistan’dan geldigimiz otobüs bizi Çin’deki sınır sehri Erenhot’a götürecekti. Polislerden birine Cağlar’ın ve otobüsün fotoğrafını gösterdim. Çıktı ve bir süre sonra gelip, otobüsün beklemediğini, Cağlar’ı da bulamadığını söyledi. Daha da gerildim. Bu sırada benimle ilgili olduğu belli olan telefon görüşmeleri, yazışmalar ve memurların pasaportum ile ilgili tartışmaları sürüyordu. Yaklaşık 1 buçuk saat sonra gelen bir telefonla yetkili memur bana bakip gülümsedi ve tamam, artik gidebilirsin dedi. Cağları aramaya giden genç polis, sehre gitmem icin taksi tutabilecegimi soyledi. Üzerimde Çin Yueni yok dedim. Ben öderim merak etme, cok pahali degil dedi. Pasaport görevlisi giriş mührünü vururken, içerdeki salonda uzakta bekleyen Cağlar’ı gördüm. Herşey bir anda çözüldü. Hatta ayni memur bize dışarıya kadar eslik etti ve Pekin’e giden bir otobüsle konuşup bizi otobüse bindirdi. Kendisine yasak olduğunu bildiğim halde Bim’den aldığım Antep Fıstıklı barlardan bir tane ikram ettim. Önce istemedi ama sonra aldı. Tam otobüse binerken de bana “Welcome to China” dedi. Güzel bir andı. Sanırım geçtiğim sınır kapısı, yeşil (hususi) pasaportun cok görüldüğü bir nokta degil. Bu yüzden muhtemelen üst kurumlardaki yetikililerle iletisime gectiler. Gene de süreç çabuk ve sorunuz gecti diyebilirim.

Otobüste hepsi neredeyse tamamen açılan ve yatak gibi olan 24 koltuk vardi. Pekin’e 250 km kala yarım saatlik bir arıza dışında oldukça konforlu bir yolculukla saat 15.00’de hareket eden otobüsümüz, 11 saat sonra gece 02’de Pekin’e ulaştı. Yolculuk keyifliydi ama oldukça ters bir saatte indik. Otobusteyjen toplu taşımanın çalışmadığıni ve sabaha kadar otobüs garajında beklememiz gerektiğini öğrendik. Bankların üstünde ya da yerlerde sabahı edip, güne yorgun başlayacağımızı düşünürken, otobüsten inen diger yolcularla birlikte büyük bir salona girdik. Girerken de biletimizi gösterdik. Içinde onlarca yatak olan ve geç saatlerde ulaşan yolcular icin hazırlanmış bir misafirhane. Tuvalet, küçük bir kantin, elektrik prizleri ve internet de mevcut. Yataklar tertemiz hazırlanmış. Harika geldi. Hemen yatıp sabah dinlenmiş olarak kalktık ve Liseden arkadaşım Nazlı ile buluşmak üzere yola çıktık.

Çin ile ilgili tecrübelerimi ayrı yazılarda şehir şehir yazacağım ama bu yazımın sonunda Çin ile ilgili genel izlenimlerimi yazmak istiyorum.

İlk izlenimler:

• Çok kalabalı

• Gerçekten kalabalık

• Her yer çok uzak

• Pekin ve Şangay gibi büyük sehirlerin dışında nerdeyse hiçbir restoran, resmi kurum, ulaşım, market, vb yerlerde Çince dışında bir dil kullanılmıyor. Büyük sehirlerde bile oldukça kısıtlı İngilizce kullanılıyor.

• Tüm Çinliler hergün köpek, akrep, fare, larva falan yemiyor. O tür yiyecek satan yerler de mevcut ama çok degil. Bunun yanında bizim yemedigimiz, tavuk bacaği ve kafasi, bolca sakatat, yengeç ve diğer deniz kabukluları, değişik mantar çeşitleri, yosun, ve bircok farkli baharat da tüketiyorlar.

• Yemekler genel önyargının tam tersi oldukça güzel. Çin mutfağı herkese hitap edecek sekilde cok zengin. “Çin’de aç kalırsınız” sözü tamamen yanlış.

• Umumi tuvaletlerin bazıları açık. Alaturka ve alafranga tuvaleti kullanırken insanlar kapısı olmayan tuvaletin önünden geçip gidiyor. Mekânın tasarımına göre bazen biribirini aynı anda görebiliyorsun da. Büyük şehirler, luks alışveriş merkezleri dışında tuvalet kağıdı yok. Kâğıt peçete ve ıslak mendil hayat kurtarıyor.

• Her yerde kuyruk bekliyorsunuz. Yürüyen merdivenlere binmek icin bile. Bahsettigim kuyruklar alışık olduğumuz türden degil. 10 ile çarpın.

• Çinlilerin çok azı İngilizce biliyor. Bilenlerin de teleffuzu cok zor anlaşılıyor. Iletişim gerçekten güç. Hele de taşradaysanız.

• Facebook, Whatsapp, Twitter, Google, Instagram Çin’de yasak. Herşey için Wechat kullanıyorlar. Nerdeyse herkes iletişim, haber, sosyal yasam, navigasyon, ve ödemeleri icin wechat kullanıyor. Birçok Çinlinin, dünyanın geri kalanının kullandığı sosyal medyadan haberi bile yok.

• Büyük şehirlerde hersey pazarlığa tabi. Normal fiyatın 8-10 kat fazlasını isteyebiliyor. Tamn tersi küçük yerlerde hersey ucuz ve insanlar daha dürüst. Fiyat sormadan alışveriş yapmak ya da bisey yiyip içmek acı sonuçlar dogurabilir.

• Büyük şehirlerde Metro sistemi oldukça gelişmiş. Her yere hızlı bir sekilde ulaşabiliyorsunuz. Bunun yaninda bazen (bknz yukaridaki ikinci madde). 20-25 milyonluk şehirlerden bahsediyoruz tabi ki. Belli saatlerde ağzına kadar dolu gelen ve buna binilmez dediginiz trene, en önde duruyorsanız, zaten siz istemeden bir de bakmışsınız ki binmişsiniz. Hatta kendinizi vagonun ortalarında bir yerlerde bulabilirsiniz. Oraya nasıl geldiginizi anlamaya çalışmaya gerek yok, o an düşünmeniz gereken şey inmek icin nasıl bir strateji gelistirmek.

• Yemekte herkes çubuk kullanıyor. Ahşap, plastik ve metal çubuklar mevcut. Genelde yemeklerini höpürdeterek yiyorlar. Tadını daha çok alıyorlarmış. Bazi yemekleri yerken tabağı ağızlarına yaklaştırarak, yiyeceği çubukla direkt tabaktan ağza iterek transfer ediyorlar.

• Trafikte herkes kornaya yükleniyor. Ama sanki hiç kimse kornaları duymuyor.

• Hızlı tren çok hızlı. 300 km’yi aşıyor. 1250 km’lik Pekin-Sangay 4 saat 40 dk.

• Internet ucuz. 10 GB internet 1 aylik 30 tl.

• Çin farklı ve güzel bir ülke.