• 17 temmuz günü sabah 07.25’da Çin’in sınır kenti Khorgas Otobüs garajinda, Almaty/Kazakistan otobüs biletimi alıp, otobüsün kalkmasını bekmeleye başladım. Kaçta kalkar dedim. Dolunca dediler. Saat 10’da henüz 2 kişiydik. 11’de sayımız % 100 artarak 4’e ulaştı. 41 kişiye daha ihtiyaç vardı ama ümidimi hiç kaybetmedim. Çin gibi, adım attığınız her yerde insan kaynayan, özellikle toplu taşımada genellikle insanların birbirini ezerek seyahat ettiği bir ülkede o an ironik bir durum yaşıyordum. Hatta birkaç gün önce bir Çin’liye, Çinliler yalnız kalmak ve kafa dinlemek için nereye gider diye sormuştum ama cevap verememişti Yok öyle bir yer demişti. Meğerse varmış, o bilmiyormuş; Khorgas otobüs garajı. Neyse ki saat 11.30′ bir otobüs dolusu üniversite öğrencisi gelince, ayakta yolcularla birlikte hareket ettik. Kalabalık ilk kez beni mutlu etti.

• Saat 12’de sınıra girdik ve Çin’den çıkmamız tam 2 saat sürdü. Çinliler ve ben çabucak çıktık ama Uygurlu üniversite öğrencilerini donlarına kadar aradılar. Abartmıyorum. Hemen yan taraftaki odada, buzlu camın arkasinda yaptıkları arama net şekilde görülüyordu. Sınırda sadece Çin tarafinda 8 kez pasaport kontrolüne girdik. Şaka gibi. Kazakistan’a girmemiz 20 dk sürmedi.

• Bu arada Urumqi’den Almaty’ye direkt giden tren icin 1020 Yuen istediler. Ben sınırındaki Khorgas’a 93 Yuen’e geldim. Sınırı yürüyerek geçecektim ama Çin hükümeti buna izin veremiyormuş. Mecburen otobüs bileti aldim. 70 Yuen ödedim. Otobüs sınırı geçtikten sonra 50 km ilerideki bir kasabada durdu ve herkes birbirini ezerek inmeye başladı. Ne olduğunu anlamadan, ben de birkaç kişiyi telef ederek atladım. Sol ayağım benden sonra geldi. Neden indigimi bilemiyorum, o an içgüdüsel işte. Ama doğru yapmışım. Sistem şu: otobüs kasabanın dışında toprak bir alanda duruyor. Etrafta 8-10 tane eski model BMW, Mercedes, Audi vb özel araç ve sürücüleri hazır bekliyor. Siz valizinizi kapıp kendiniz bir araca attınız attınız, atamadınız hiçliğin ortasinda kaldınız. Ya da en iyi ihtimal 1200 Tenge taksi ücretini tek başınıza karşılayıp devam edebilirsiniz. Normalde araca kaç kişi sığdıysanız, ücreti bölüşüyorsunuz. Benim bindiğim arac 7 kişilikti. Ve biz 10 kisiydik. Ama sorun ruhsatta. Arka koltukta 5 kişi oturabiliyor. Önce sevindim baya ucuza gidicez diye ama taban fiyat politikası varmış. 300 Tengeye bagladik. 300 km için fena sayilmaz. 42 TL yapıyor. Günde 1 kez yaşanan sosyal bir olay.

• Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra Almaty’e geldim. Taksi büyük bir garajın yanında durdu ve orada başka taksiler de vardi. Ben Almaty’de kalıp bir gün sonra devam ermeyi düşünüyordum ama taksicilerden biri Bişkek dedi. Birden plan değişti ve 3 dk sonra Kırgızistan’a giden baska bir 7 kişilik taksinin gene arka koltuğunda oturuyordum. Neyse ki bu sefer 6 kişiydik. 7. kişinin yerinde benim sırt çantası oturuyordu. 3 saatlik bir yolculuktan sonra sınır geçişi de ışık hızında oldu. Aynı gün icinde 3. ülke.

• Takside Kırgızistan haritasına bakarken gözüme bir göl kestirdim. Biraz uzaktı ama giderim heralde diye düşünüp taksidekilere sordum. Öndeki çocuklardan biri (Stalislav ama dostları ona Stas diyor ve ben de öyle) ben oraya gidiyorum, istersen taksi ücretini de bölüşürüz dedi. Uppps. Bir gün içinde 3. taksi. Acayip paylaşımcı bir millet. Tamam dedim. Sınırı gecer geçmez bizim taksiden inip, diger taksi bölgesine gittik. Artık durumu kavradım. Sistem oturdu kafamda. Önce pazarlık yaptik, sonra da taksiciyi ayni fiyata 3 kişiyi götürmesi için ikna ettik. Bizden önce biri ön koltuğa binmiş bekliyordu. Adama sordum, kac saattir bekliyorsun diye. 6 saat dedi. Resmen şaka gibi ama halinden çok şikayetçi görünmüyordu. Durumu eğlenceli hale getirmek için elinden geleni yapmıştı. 8-10 kutu bira tüketmişti. Yada bira kutusu koleksiyonu yapıyordu, bilmiyorum. Kutular her yerdeydi. Bu sefer taksimiz 9 kişilik Vito. Ama 3 kisi yola çıktık. En arka koltuğa geçip yaydim. Yolculuk 4 saat sürdü. Ilk olarak birkaç denemeden sonra ön koltuktaki sarhoşu bırakabileceğimiz bir hostel bulduk. Adam beklerken 10 kutu bira içmiş zaten. Yolda da 3 kutu bitirdi. Neyse onu bırakıp devam ettik ama çok gitmedik. Gece saat 3 oldu. Taksici benim uykum geldi ve daha 3 saat yol var deyip durdu. Ben de mutlu oldum bu duruma. Hep beraber bir pansiyon bulup daldik.

• Sabah uyandım, duşumu alıp traş oldum. Sonra pansiyonu işleten yaşlı çiftle sohbet ettik. Amca emekli Albaymış. 2 kızı Amerikada yaşıyor. Teyze bir tandır ekmek yaptı, dünya üzerinde daha iyisini yemedim. Sonra da kahvaltı geldi. Çay, at eti ve patatesle yapılmış harika bir yemek ve biberli vodka. Içmeyi reddedince amca gönül koydu, ben de kalbi kırılmasın diye bir şat aldim. Bunlar saat sabah 9da oluyor. Taksici sabah bizden once uyanıp gitmis. Stas da hadi sana çevreyi gezdireyim, plaja gidelim dedi. Dışarı çıktık, sokak plaja doğru akıyor. Kendimi Bodum/Gümbet, Marmaris/İçmeler ya da Didim/Altinkum’da gibi hissettim. Can simidini, karpuzunu kapanlar, can hıraş sahile yürüyorlar. Manzara ayni. Otopark mayası, şezlongcular, mısır satıcıları, jetskiler ve parasailngler ne istersen var. Plajda havlu atacak yer yok. Bir gün önce hatırada gördüğüm ve Kırgızistan için hayal ettiğim göl bu değildi ama görmüş oldum. Denemeden bilemezsin. Issyk Kul Gölü gercekten bir deniz tatili alanı. Göl çok büyük ve kendinizi deniz kenarında hissediyorsunuz. Plaj da öyle. Ülkenin en yakın denize olan binlerce km’lik mesafesini düşünürseniz, aslında hazine gibi. Bu yüzden de sadece Kırgızlar degil, zengin Kazak, Özbek, Tacik, Türkmen ve hatta Rusların da uğrak yeri.

• Hostele dönüp, çantalarımız aldık ve Stas’la ayrıldık. O rezervasyon yaptığı hotele, ben tekrar Biskek’e. Garajda minibüsten indim ve bir sonraki durağım olan Özbekistan’ın başkenti Taşkent için otobüslerin nereden kalktığını sordum. Otobüsü bulduğumda saat 19.05’ti ve 19.30’da hareket edecek dediler. Ama bilet kalmamış. Sadece en arkadaki ortadaki koltuk boşmuş. Gene mi ya dedim, Rusya’dan Mogolistan’a da ayni koltukta yolcuk etmistim. Tanıdık koltuk yani. Bana ayırmışlar sanki. Mecbur tamam dedim.

• Otobüs tam saatinde hareket etti. Tekerler dönmeye başladığı an herkes aynı anda dua etmeye başladı. Ayin gibi. Sanırım emniyet kemeri olmadığı icin. Sabah minibüste de aynı şey olmuştu ama önlerde oturduğum icin sadece birkaç kişiyi görmüştüm. Alıslkanlıktır herhalde diye düşünmüştüm. Ama gerçek olan birşey var ki o da, ne trafik kurali var, ne hız limiti ne de herhangi bir kontrol. Bindiğim tüm taksi, minibüs ve otobüseler inanılmaz hızlı gidiyor ve sanırım emniyet kemeri de yasak. Yok çünkü. Ya da saklamışlar ben bulamadım. O yüzden dua elzem. Ben de yazmaya başlamadan önce duamı ettim tabi. Kendimi daha güvende hissediyorum şu an. Neyse. Mola zamanı.

• Mola bitti. Mola dediğim otobüs yol kenarında bir yerde durdu. Her yer tarla. Kadın erkek her yere yayıldı. Öyle uzak uzak da degil. Kim nereye bulduysa. Neyse ki karanlık da, birsey secilmiyor. Belli olan tek şey, oturanlar kadın, ayaktakiler erkek. Bazıları da otobüsün yaninda sigara iciyor. 5 dakikada herkes işini halletti ve bindik tekrar. Saat 01.07. Biraz uyusam iyi olacak. Sabah Taskent.