Kalabalıkla birlikte, yürüyen merdivenlerden inip, metronun duracağı platforma gidiyoruz. Yürüyen merdivenle inerken küçük kızım Levin’e neden sağda durması gerektiğini anlattiyorum, ve o da çok iyi dinliyor. Artık hayatı boyunca ona öğrettiğim bu basit kuralı uygulanacağına eminim.

Merdivenden inip platforma geliyoruz ve bizden önce gelen kalabalığın arasından geçip ugun bir yerde beklemeye başlıyoruz. Levin yanımda ama elimi tutmuyor. Bir an sarı güvenlik çizgisine yöneliyor ve bir adımı çizgiyi biraz geçiyor. Birazcık eğilerek tünele dogru bakıyor. Benim müdahalem gecikmiyor. “Levin, sarı çizgiyi gecme!”. Hemen öndeki adımını geri çekiyor ve gelip yanimda beklemeye başlıyor. Sonra bir an etrafıma bakiyorum, platform boyunca bakleyen insanların hiçbiri sarı cizgiyi geçmiyor. Olmasi gerektiği ve beklendiği gibi. Sonra Levin’e dönüyorum. “Hadi git sarı çizgiyi geç”. Şaşırıyor ve ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyor. Gülümseyerek başımla hadi diyorum. Gidip az once yarım kalan işini tamamlamak için pozisyonunu alıyor. Bu sefer az onceki adımı sarı cizginin biraz daha ilerisinde. Öne dogru eğilmiş, tünelin karanlık sonsuzluğuna merakla bakıyor. Önce uzaktan bir uğultu duyuluyor, sonra gelen esinti saçlarını uçuruyor ve kisa bir süre sonra uzaktan yaklaşan trenin ışığı beliriyor. Levin ışığı gördükten sonra dönüyor ve “Ilk ben gördüm!” diye seviniyor. Küçük bir mutluluk. Gelip bana sarılıyor. Sonra onun göz seviyesine inip diyorum ki “Sarı çizgileri bazen geçmek isteyebilirsin. Ama sen bunu, kuralları çiğnemek icin degil, gercekten öğrenmek istiyorsan yapmalısın. Etrafında sana yapma diyen insanlar hep olacaktır, ama bu seni mutlu edecekse, kendine ya da baskalarina zarar vermeyecekse ve doğru olduğuna inanıyorsan kalabalığın içinden sıyrılıp, sarı çizgiyi geçebilirsin”. Başıyla tamam diyor. Beni cok iyi anladığını gözlerindeki pırıltıdan anlıyorum. Tren önümüzde duruyor, biz de herkesle beraber biniyoruz.

Şimdi, günler sonra Levin o anı unutmuştur bile. Önemsiz bir ayrıntı. Ama o an küçük bir çocuğun merak duygusunu, karanlığın içinden çıkıp gelecek olan bir ışığı umutla bekleyişini, yüzüne çarpan esintinin keyfini ve ilk olmanın heyecanını yaşamasını, az daha engeleyecek olduğum icin kendime kızıyorum. Öte yandan, geç olmadan, tren geçip gitmeden ona bu fırsatı vermiş olmanın ve onunla beraber büyümenin mutluluğunu yaşıyorum.